|
Bu satırların yazıldığı tarihte henüz hiçbir erkeğin elleri vücudumda gezinmemişti. Hiçbir erkeğin penisini yalamış değildim. Evet, plastik malzemelerden yapılmış kalın, uzun, testisli, titreşimli vs. özelliklerde oyuncaklarım vardı, ama damarlarındaki kanın sıcaklığını ve akışını hissedememiştim. Hele o kokuları ve tatları yok mu... Soğuk metal, plastik ya da hiçbir aroma, gün boyu iç çamaşırının içinde kılların arasına saklanmış, terle harmanlanmış bir penisin kokusuyla ve tadıyla boy ölçüşemez. Üstelik sürekli olarak bir penisi tutup yalamaktan ziyade erkeğimi, kalçalarından çekip ağzıma sokmayı tercih ederim.
Uzun süredir oyuncaklarla tatmin olmaya çalışıyorum, ama çok da başarılı olduğum söylenemez. Çünkü tek arzuladığım şey kalçalarımı yararak o küçük deliği genişletecek bir yarak değil. Üstüne oturduğumda bacaklarımın arasını dolduracak etten ve kemikten bir partner istiyorum, şu anki gibi şişme erkek ya da oyuncak bir ayı değil. Ellerinin öyle iki yana açık değil, kalçalarımın üzerinde olmasını, arada bir sıkmasını, tokat atmasını istiyorum. Sadece kucağına oturmayı değil, onun beni çevirip domaltarak, bacaklarımı omuzuna alıp üzerime abanarak bir güzel becermesini istiyorum. Hızlıca hareket ettiğinde testislerinin çarpıp çıkardığı sesi duymak istiyorum. Öyle ki bu sesi adeta içeriden işitmeliyim; o darbeyi kulağıma fısıldamalı titreyen bedenim. En önemlisi de o büyük ödülü istiyorum: Sperm! Ağzımda, yüzümde ve götümde.
Kimi zaman kadın külodu, dizüstü çorap, dantelli atlet vb. kıyafetimin altından belli olmayacak şeyler giyip çıkarım dışarıya. Aslında dışarıda oldukça erkeksi olmama rağmen o şekilde evden çıktığımda biraz kırıtmaya başladığımdan pek sık tercih etmiyorum. Uzun yıllar vücudumu erkeklerden sakındım, bu duyguları bastırabileceğimi bile düşündüm kimi zaman, ama kalabalık bir otobüste ya da metroda arkamdaki erkek kalçama çarptığında tahrik oldum. Hele ki içimde kadın çamaşırları varsa gözlerimi kapatıp bunu kasten yaptığını düşünerek dişiliğimi yaşamaya bile çalıştım.
Ocak 2012
|